Kahve Kültürü Osmanlı’da Nasıl Yayıldı?

Kıraathanelerin, kahvehanelerin, kahvenin ve kafelerin İstanbul’da nasıl yaygınlaştığını gelin İbrahim Peçevi efendinin 1635 yılında kaleme aldığı eserinden okuyalım.

1554 tarihine gelinceye kadar başkent İstanbul’da ve kesinlikle bütün Rum ilinde kahve ve kahvehane yok idi. Söylenen yılın başlarında Halep’ten Hakem adında esnaftan bir adam ile Şam’dan Şems adlı kibar bir kişi gelip Tahtakale’de açtıkları birer büyük dükkanda kahve satmaya başladılar. Keyiflerine düşkün bazı kişiler özellikle okuryazar takımından bir çok büyük kimse bir araya gelmeye ve 20’şer 30’ar kişilik toplantılar düzenlemeye başladılar.

Kimisi kitap ve güzel yazılar okur, kimisi tavla ya da satranç oynardı. Bazen yeni yazılmış gazeller getirip şiir ve edebiyatları söz edilirdi. Ahbap toplantıları yapmak için büyük paralar harcayarak ziyafetler çeken kimseler, artık bu masraflar kurtulup bi-ki akçe kahve parası vermekle toplantı sefasını sürmeye başladılar.

İş o dereceye vardı ki iş yerinden çıkarılarak yeniden görev almak için belli bir süre beklemek zorunda olan memur adayları, kadılar müderrisler, işsiz güçsüz takımı böyle eğlenecek ve gönül avutacak yer bulunmaz diye kahvelere dolup taşmaya başladı ve oturacak, hatta duracak yer bulunmaz oldu.

Kahvehaneler o kadar ünsaldı ki mevki ve rütbe sahiplerinden ayrı ilerigelen büyükler de buralara ellerinde olmadan sürekli gelir oldular. İmamlar, müezzinler sahte sufier ve halk kahvehanelere dayandılar; mescitlere kimse uğramaz olduğu deniliyordu.

Din bilginleri ise “kötülükler yuvasıdır, kahveye gitmektense meyhaneye gitmek daha iyi olur” gibi laflar söylüyorlardı. Özellikle vezirler yasak edilmesi için çok çaba gösterdiler. Müftüler de “yanarak kömür haline gelen her şeyi düpedüz haramdır” diye fetvalar verdiler.

Rahmetli Sultan III. Murat (Allah’ın rahmeti üzerine olsun) zamanında kahvenin yasak edilmesi için sıkı tedbirler alındı ama yine de önüne geçilemedi. Kimi dostlar  koltuk kahvesi  diye çıkmaz sokaklarda ve bazı dükkanların gerisindeki arka kapıdan işlemeye başladılar

Daha sonra bir subaşı yara asesbaşıya başvurarak özel izin aldılar ve kahveden vazgeçmediler. Hatta rahmetli Manav İvaz Efendi’nin İstanbul Kadısı iken “kazanlarını yaktıkları sürece yalaklarını yolaklayın” diyerek fincanları işaret ettiğini söylerler ama o zamandan sonra o kadar sürüm buldu ki artık yasaklanmaktan kaldı. Vaizlerle müftüler artık “kömür derecesine gelmezmiş, içilmesinde sakınca yoktur” der oldular.

Ulemadan, şeyhlerden, vezir ve büyüklerden kahve içmez adam kalmadı. Hatta o hale geldi ki, büyük vezirler gelir kaynağı olarak kahvehaneler açtılar ve günde birer ikişer altın kira alır oldular.

 

Kaynak:

Peçevi İbhrahim Efendi, Peçevi Tarihi I

Bekir Sıtkı Bayral – Kültür Bakanlığı

Arkadaşlarınız ile paylaşmak ister misiniz?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.