Azerbaycan İle Türkiye İlişkilerinin Dünü Bugünü

Türkiye Azerbaycan’ı ilk tanıyan devlet olmuş, ama Azerbaycan ile ilişkileri tanıdıktan sonraki aşamada çok daha yakın ilişkiler olacağını beklenirken biraz hayal kırıklığı yaşanmıştır. Azerbaycan belli dönemlerde Türkiye’ye karşı belli kırgınlıklar yaşasa dahi bağımsızlığını tanıyan ilk devletin Türkiye olduğunu hiçbir zaman unutmuyor. Şuan Azerbaycan’ın da Türkiye’nin de politikası “bekle gör politikası”dır.

Arş. Gör. Dilara Mehmetoğlu

Kardeş ülkeler diye tabir ettiğimiz, Türkiye ile Azerbaycan’ın ilişkileri geçmişten günümüze, her zaman sıcak ilişkiler çerçevesinde ilerlemiştir. Peki, yeni açılımların yapıldığı bu günlerde Ortadoğu’daki demokrasi dalgası Kafkasya halklarını da etkiler mi? Perspektifini değiştiren Türkiye, Azerbaycan’a beklediği ilgiyi verebiliyor mu? İlişkiler hala eskisi kadar sıcak mı yoksa küçük krizler büyük sorunların başlangıcı mı? Kocaeli Üniversitesi öğretim üyesi Arş. Gör. Dilara Mehmetoğlu ile konuştuk. Mehmetoğlu’nun Azerbaycan milliyetçiliği ve etnisitisi, Rusya tarihi ve Dağlık Karabağ Sorunu üzerine çalışmaları bulunmaktadır.

-Türkiye-Azerbaycan İlişkileri “Bir millet iki devlet”politikası çerçevesinde devam ediyor. Bunun yanında, siyasi ilişkiler de ekonomik ilişkiler de aynı rotada ilerliyor. Bu iki devletin ilişkilerini dünden bugüne nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye-Azerbaycan ilişkileri dediğimizde aklıma Mustafa Kemal Atatürk’ün güzel bir sözü gelir: “Azerbaycan’ın sevinci bizim sevincimiz, kederi bizim kederimizdir.” Biz hep öyle bilmişizdir, Türkiye ve Azerbaycan ilişkileri, gerçekten “Bir millet iki devlet” gözüyle görülmüştür. Bu söylemler daha çok Haydar Aliyev ve Süleyman Demirel tarafından sık sık dile getirilmiştir.1918 senesinde Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ilan edilmiş, kısa süreli bir bağımsızlık dönemi yaşamıştır. Bu kısa süreli bağımsızlık döneminde bile Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resulzade ile Türk yönetimi arasında sıcak ilişkiler yaşanmıştır. 1900’lerin başındaki o sıcaklık ve yakınlık günümüze çok daha etkin bir şekilde devam etse şuan ilişkiler çok daha farklı yerlerde olabilirdi. Ama dediğim gibi biraz bu kişilerle iktidarlarla alakalı şeyler. Türkiye ile Azerbaycan arasında ara ara ufak tefek gerginlikler yaşanmıştır ama sonuçta Sovyetler Birliği’nin 1989’dan itibaren dağılma sürecine girmesiyle birlikte 15 devlet bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamışlardır. Bu ülkelerden Azerbaycan 30 Ağustos 1991’de bağımsızlığını duyurmuş ve onu ilk tanıyan ülke Türkiye olmuştur. Aslında bu başlı başına Türkiye’nin Azerbaycan’a her zaman ne kadar destek verdiğini ve her zaman ne kadar arkasında durduğunun bir kanıtıdır.

TÜRKİYE GEÇ KALDI

Dediğim gibi, Türkiye Azerbaycan’ı ilk tanıyan devlet olmuş, ama Azerbaycan ile ilişkileri tanıdıktan sonraki aşamada çok daha yakın ilişkiler olacağını beklenirken biraz hayal kırıklığı yaşanmıştır. Çünkü Azerbaycan topraklarında Rusya daha baskın çıkmıştır. Ve Türkiye de çok fazla soruna neden olmaması adına Azerbaycan’a çok yakın davranamamıştır. Bu dönemde de hem ticari hem dostluk adına ilişkilerde biraz gerileme olmuştur ve ben Türkiye’de 20 senedir yaşayan birisi olarak Azerbaycan ile Türkiye’nin ilişkilerini çok daha üst düzeyde görmek isterdim. Dostluk ve kardeşlik adına olumlu fakat ne yazık ki zaman geçmesine rağmen duygusal ilişkilerin ötesine gitmeyen ilişkiler yumağına döndü. Türkiye Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıdıktan sonra ülkede yatırımlarını yapmak adına veya kendi ağırlığını koymak adına biraz geç kaldı. Aslında o geç kalınmışlık dakikalarla, saatlerle hesaplanacak bir geç kalınmışlıktır. Türkiye Azerbaycan’a gittiğinde artık onun olacağı yerlerde İngiltere, Amerika veya Rusya egemen durumdaydı. Çünkü Azerbaycan kendi adına hem stratejik açıdan, hem jeopolitik açıdan, hem yeraltı, hem yer üstü zenginlik açısından Kafkasya bölgesindeki (Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan) en zengin devlettir. 1890’larda Nobel kardeşler Azerbaycan’da ilk petrolü bulduğunda “Burada gözyaşı, petrol ve kan birbirine karışmıştır.” demiştir. Gerçekten de 1800’lerden günümüze kadar Azerbaycan kısa dönemli bağımsızlıklar yaşamış ve Rusya’nın egemenliği altında kalmış bir ülkedir. Günümüzde ise bağımsızlığını ilan etmiş 20 senelik genç bir ülke olarak karşımıza çıkıyor. Ama ikili ilşkiler açısından incelediğimizde Azerbaycan’ın her zaman bölgenin en sıcak bölgelerinden biri olduğunu ve olacağını söyleyebiliriz. Çünkü başlı başına çok zengin bir devlet olduğu için hiçbir zaman rahat bırakılmayacak diye düşünüyorum.

TÜRKİYE HER ZAMAN AZERBAYCAN’A DESTEK

-Peki, siz Akp iktidarının Azerbaycan politikaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanı olması ile Türkiye’de “komşularla sıfır sorun” politikası izlenmeye başlanmıştır. Ve o dönemde de sanki Ortadoğu’ya daha çok yönelindi.  Azerbaycan veya Kafkasya bölgesine ilginin biraz daha azaldığını gördük. Bizde şöyle bir laf var; “Uman yerden küserler.” Yani kendine en yakın bulduğun, kardeşin dediğin bir ülke sana biraz daha az ilgi gösterdiği zaman, ona karşı kırgınlığın mutlaka biraz daha fazla artıyor. Hatırlarsanız, “ Komşularla sıfır sorun” politikası devreye girdiği dönemde Azerbaycan ile Türkiye arasında bir bayrak krizi yaşanmıştı. Milli maçta Azerbaycan bayrağının çöpe atılması ve Azerbaycan tarafında da şehitlikteki Türkiye bayrağının indirilmesi iki ülke arasında kısa süreli bir krize yol açmıştı. Birbirine bağlı olan iki devlet arasında bu sorunun kısa bir sürede çözülmesi sağlanmıştı ama dediğim gibi Azerbaycan belli dönemlerde Türkiye’ye karşı belli kırgınlıklar yaşasa dahi bağımsızlığını tanıyan ilk devletin Türkiye olduğunu hiçbir zaman unutmuyor. Bunun dışında Ermenistan ile arasında yaşanan Dağlık Karabağ krizi ile ilgili Türkiye’nin Azerbaycan’ın haklarını savunduğunu, Dağlık Karabağ sorununun yurt dışında Azerbaycan’ın büyük bir sorunu olarak tanıtılmasını Türkiye her zaman desteklediğini hiçbir zaman göz ardı edemeyiz. “Komşularla sıfır sorun” politikası kapsamında Türkiye, Ermenistan ile sınırlarını açma konusunda bir girişimde bulunmuştur. Özellikle sivil toplum kuruluşlarının, basının ve çeşitli bilim adamlarının önerileri Türk dış politikasındaki karar alıcıları Ermenistan ile diyalog kurmaya itmiştir.

Bu durumda Azerbaycan, “Dağlık Karabağ” sorunu çözülmeden Türkiye Ermenistan sınırının açılması durumunun, Azerbaycan Türkiye ilişkilerde büyük bir soruna sebep olacağını söylemiş,Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerinin tarihi köklere dayandığını belirten Azerbaycan halkı Türkiye’nin Azerbaycan’ın ulusal çıkarlarına ters düşecek bir davranışının, iki ülke arasındaki kardeşlik ilişkilerinin “ruhuna gölge düşüreceğini” bildirmiştir. Tepkilerin yoğunlaştığı bu dönemdeTürkiye hükümeti de Azerbaycan’a sonuna kadar destek vermiş ve Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden Türkiye Ermenistan sınırının açılmayacağının kesinlikle garantisini vermiştir.

Azerbaycan her zaman Türkiye’yi kendisine örnek almış, demokrasisinden, insan haklarına verdiği değerden kendine pay çıkarmaya çalışmıştır. Türkiye’nin desteğini, varlığını hep yanında hissetmiştir. Ve sonuna kadar böyle olacağını düşünüyorum. Çünkü uluslararası arenada bile, Dağlık Karabağ sorununun tanınmasında, Hocalı Katliamının katliam olarak yurt dışında duyulmasında ve Azerbaycan diasporasının yurtdışında güçlenmesinde Türkiye her zaman büyük bir destek vermiştir.

İkili ilişkiler devlet düzeyinde iyi durumda. Sonuna kadar böyle devam ederse belki biraz daha yükseklere tırmanabilir. Onu da zaman gösterecek aslında. Şuan Azerbaycan’ın da Türkiye’nin de politikası  “bekle gör politikası”. Aslında bu yıllardır uygulanan bir şeydi fakat artık açık açık dile getiriyor. Onun için gelecekte nasıl olur bekleyip göreceğiz.

TÜRK BİRLİĞİ İÇİN GEÇ KALINDI

-Türkiye perspektifinin günümüzde Doğu’ya döndüğü, Ortadoğu atılımlardan da anlaşılacağı üzere aşikâr. Sizce yıllardır konuşulan ve bazı kesimler tarafından olması beklenen Türk Birliği açılımı da yakında mı?

Aslında neden olmasın diyeceğim. Bu ülkeleri tanımasının ve bazı ülkeler ile kan bağı olmasının doğal bir sonucu olarak Türkiye,1991’in sonu itibariyle artık Türkî Cumhuriyetlerin bulunduğu coğrafyada önemli bir aktör olarak ön plana çıkmaya başlamıştır. Bölgede İran yanlısı İslami rejimlerin kurulmasından çekinen Batı bu dönemde Türkiye’yi açıktan desteklemiş ve Rusya Federasyonu aynı nedenle Türkiye’nin bölgedeki varlığına tarihte ilk kez gözlerini kapatmıştı. Yeni bağımsızlıklarını kazanan Türk-Müslüman devletler de ilk günlerde bağımsızlıklarını sağlamlaştırabilmek, dünyayla bağlantı kurabilmek ve dönüşümlerini gerçekleştirebilmek için Türkiye’ye yönelmişlerdir. Duyulan heyecana dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile Başbakanı Süleyman Demirel’in beraberlik söylemleri ve bu Cumhuriyetlere ardı ardına ziyaretleri eklenmiştir. Türk Birliği, 1991’de SSCB dağıldıktan sonra Avrasya diye tabir ettiğimiz Orta Asya ve Kafkasya bölgesinde dili ve dini aynı olan ülkeler birliği olarak düşünülmekteydi. Ama günümüzde bunun olabileceğini pek zannetmiyorum. Çünkü Orta Asya’ya Rusya’nın etkisi çok fazla. Azerbaycan Türkiye ile çok yakın ilişkiler içerisinde, ekonomik ve ticari ilişki anlamında Rusya ile çok yakın. Ermenistan’a destek vermesinden dolayı, İran’ı biraz daha uzak tutmak adına Amerika ile yakın ilişkiler içerisinde. Bu ilişkileri incelediğimde, SSCB dağıldıktan sonra, 90’ların başında sıcağı sıcağına belki bir Türk Birliği olabilirdi diye düşünüyorum. Ama şuan baktığımızda bu, geç kalınmış bir şey.

BİLİM ADAMI ALIŞVERİŞİ VERİMLİ OLABİLİRDİ

-İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin iki ülke potansiyelinin gerisinde olduğu düşünülüyor. Sizce de bu durum böyle mi, ilişkiler çok yönlü biçimde geliştirilebilir mi?

Dediğim gibi Türkiye Azerbaycan’ın bağımsızlığını hemen tanıdı ve onu bağrına bastı ama Azerbaycan’a giriş yapmak için ve gerçekten “ben buradayım” demek için geç kaldı. 90’lardan sonra ticari ilişkiler adına beklenen atılımlar yapılmadı ve artık 1992 ve1993’te krizler yaşanmaya başladı.

1992’den sonra, Amerika’ya, özellikle Türkiye’ye ve Rusya’ya büyük oranda beyin göçü yaşandı. Hatta bu konuda bölümümüzün öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Buket Önal ile “1990 sonrası Kafkasya’dan Beyin Göçü, Azerbaycan Örneği” diye bir projemiz var. 1990 sonrası Azerbaycan’dan göç etmiş bilim adamları, Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinde; Ankara’da, Kars’ta, İstanbul’da, Kocaeli’de, Sakarya Üniversitesi’nde özellikle sayısal alanlarda görev yapmaktalar. Bazıları geri döndü, bazıları vatandaşlık alarak burada kaldı. Aslında o dönemde, eğer Türkiye güçlü ve donanımlı bir şekilde Azerbaycan’a gidip hem ticari hem dostluk alanında, yazarlarla, sanatçılarla, aydınlarla belli ilişkileri yerinde, sıcağı sıcağına halletseydi belki o kadar beyin göçü yaşanmazdı. Fikir alışverişi, sanatçı alışverişi, bilim adamı alışverişi karşılıklı yaşansaydı, şuan ilişkilerimiz çok daha üst düzeyde ve çok daha verimli bir şekilde olabilirdi.

Şuanda sadece Türk ve Azerbaycanlı iş adamları ekonomik yatırımlarda bulunuyorlar. Başlarda kardeşlik ilişkisi çerçevesinde düşünülen şeyler, örneğin petrolün diğer ülkelere göre daha uygun fiyata Türkiye’ye satılması gibi, zaman geçtikçe ülke çıkarları çerçevesinde değişikliğe uğrayabiliyor ve diğer ülkelerle olduğu gibi rutinleşebiliyor.

-Azerbaycan ile Türkiye ilişkilerini konuşurken de Karabağ Sorunu’nada değindiniz. Şuanda Türkiye Ortadoğu’da sorunların çözümünde bir lider, bir arabulucu gibi. Aynı şekilde Karabağ Sorunu da zaten dünya kamuoyunda dile getiriyor ama sizce Türkiye Kafkasya’da da aynı tutumu sergileyebilir mi?

Dağlık Karabağ sorunu Azerbaycan’ın kanayan bir yarası. Uzun bir tarihe sahip olan “Karabağ Sorunu”, 1980’lerin ikinci yarısında SSCB’nin dağılma sürecine girdiği dönemde Ermenistan’ın Azerbaycan’a ait Karabağ bölgesinin dağlık kısmında yeniden hak iddia etmesiyle ortaya çıkmıştır. Ermenilerin Dağlık Karabağ üzerindeki hak iddiaları burada nüfusun çoğunluğunu oluşturdukları kabulünden yola çıkarak Azerbaycan ile Ermenistan müthiş bir gerilime sebep olmuştur AGİT Minsk Grubu, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ sorununu çözmek için zaman zaman masaya oturuyorlar. 1994 yılında iki taraf arasında ateşkes ilan edilmiştir. Savaş sonrası çözüme kavuşturulamayan bir diğer sorun da, ülke içerisinde yerinden edilen ya da sığınmacı durumuna düşen bir milyon civarı Azeri’dir. Bunların büyük bir çoğunluğu Azerbaycan sınırları dahilinde yaşamaktadırlar. Azerbaycan nüfusunun %10’undan fazlası ülke içinde yerinden edilmiş sığınmacılardan oluşmaktadır ki bu, kişi başına dünyada yerinden edilmiş en büyük nüfus hareketlerinden biri anlamına gelmektedir. Bu insanlar hâlâ Ermenilerce işgal edilen topraklarda bulunan evlerine geri dönmeyi beklemektedirler. Bu ateşkese rağmen belki medyada, Türkiye televizyonlarında veya gazetelerde duyulmuyor olabilir ama sınırda her gün çatışmalar oluyor. Mutlaka bir şehit haberi duyarsınız. İlişkilerin rayına oturması ve normal bir şekle dönüşüp stabilleşmesinin tek bir çözüm yolu var; Azerbaycan’ın Ermenistan tarafından yüzde 20’si işgal edilmiş topraklarını geri alması. Bu konuda Ermenistan da Azerbaycan da hiç taviz vermiyor ve geri adım atmıyor. 1991’de yerinden yurdundan edilmiş bir Azerbaycan toplumu var. Orda katledilen insanlar sadece Azerbaycanlılardan ibaret değildi, çok sayıda Ahıska Türkü de vardı. Ve bu dönemde Azerbaycan, diğer 15 cumhuriyet gibi SSCB’nin içerisinde olmasına rağmen Rusya hep Ermenistana destek vermiştir.

Bu hassas konuda Türkiye her zaman Azerbaycan’ın yanında olduğunu belli etmiştir. Biraz önceki soruda da söylediğim gibi, Azerbaycan ile Ermenistan ilişkilerinde, Türkiye hep Azerbaycan’ın lehine karar vermiştir. Düşünün kendi ilişkilerini, dünyada kamuoyunu, kendi ticari kazançlarını ve çıkarlarını bir kenara bırakarak Ermenistan ile sınırlarını açmayı rafa kaldırmıştır. Neden? Çünkü Azerbaycan, Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden Türkiye’nin Ermenistan ile sınırlarının açılmasına karşı olduğunu ve bu gerçekleşirse Türkiye ile ilişkilerinin gerilebileceğini açıklamıştır. Azerbaycan’ın tepkisi üzerine Türkiye Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden Ermenistan ile sınırlarını açmayacağını söylemiştir. Bence aslında bu, bütün bu sorunun tek cevabı olarak görülmelidir. Evet, Türkiye Ortadoğu’da bir lider görevi görmektedir ama Azerbaycan’ın da ne kadar ateşli bir noktada olduğunu unutmamak lazım. Bir tarafında Ermenistan, bir tarafında Gürcistan, bir tarafında Rusya. Sürekli bir ateş hattı altında ve Türkiye bu durumda ne kadar yardım edebilir? Türkiye’nin her zaman Azerbaycan’ın yanında olduğunu ve Dağlık Karabağ sorununun çözümünde de her zaman sağduyulu davranacağını biliyoruz. Ama dediğim gibi bu meseleyi öncelikle Ermenistan ile Azerbaycan’ın kendi arasında çözmesi gerekiyor. Ve bu da şimdilik pek mümkün görünmüyor.

KARABAĞ SORUNU NE KADAR BİLİNİYOR

-Peki, sizce Azerbaycan için bu denli hayati önem taşıyan konular dünya kamuoyunda veya kardeş ülke dediği Türkiye kamuoyunda yeteri kadar yer alıyor mu?

Türkiye ile Azerbaycan çok yakın ilişkide diyoruz ama Türkiye kamuoyunda bile Dağlık Karabağ sorunu ne kadar dile getirilebilir? Tabii ki devlet düzeyinde ve siyasiler tarafından hep dile getiriliyor ama üniversitelere veya halka ne kadar yansımıştır? Ne kadar ilgileri vardır diye düşünmek lazım. Geçen yıl üniversitemizde 26 Şubat tarihinde Hocalı Katliamını andık. Aslında ben bu toplantılarda üniversite gençliğinin ne kadar bilinçli olduğunu gördüm. Burada Azerbaycanlı öğrenciler var ama onun dışında derneklerin, kulüplerin öğrencileri, Hocalı Katliamı ve Dağlık Karabağ sorunu ile ilgili çok donanımlılardı. Düşünün koskoca bir kasabayı katlediyorsunuz, dünya medyasına veya Azerbaycan medyasının kendisine bile bu olay dört gün sonra yansıyor. Aradan 19 sene geçmiş, bu sene 20.si anılacak ama dünyaya bunu anlatamıyorsunuz. Bir katliam olduğunu kanıtlayamıyorsun. Bu, nefreti, kini veya düşmanlığı körüklemek adına değil, en azından 21. yüzyılda, modern bir dünyada, böyle bir katliamın yaşandığını herkes bilmeli. Çünkü Bosna-Hersek Katliamı neyse onun gibi bir insanlık dramı ve bunu herkesin bilmesi gerekiyor. Türkiye bu konuda elinden geleni yapıyor. Azerbaycan diasporasının dışarıda bu gibi sorunlarının dile getirilmesinde Türkiye’nin çok büyük bir etkisi var. Belki tam olarak yerini bulamamış, hak ettiği saygıyı görememiş olabilir ama yine de Türkiye tarafından, en azından normal halk tarafından bilinmesi, anılması, yâd edilmesi bile çok büyük bir şey.

DEMOKRASİ DALGASI ER YA DA GEÇ KAFKASYA’YA UĞRAYACAK

-Bugün Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler orta vadede Kafkasya bölgesinde de ciddi kırılmalar meydana getirebilir şeklinde düşünceler mevcut. Sizce Kafkas halklarında da bir demokrasi arayışı var mı? Ve bu gerçekleşebilir mi?

1991’de SSCB dağıldıktan sonra bağımsızlık Kafkasya ve Orta Asya’daki cumhuriyetlerin çoğuna tabiri caize altın tepside sunuldu çünkü zaten SSCB dağılmıştı ve artık kendi cumhuriyetlerini kurmak zorunda kalmışlardı. Azerbaycan bunların içerisinde bir istisnadır. Kendi kanıyla SSCB daha dağılma aşamasındayken bağımsızlığını istemiştir.1990’lardan günümüze Orta Asya cumhuriyetlerine bakarsanız SSCB zamanında iktidarda olan kişilerin hala iktidarda olduğunu göreceksiniz. Uzun dönemli iktidarlar sonunda diktatörlüğe kadar ulaşabilir. Ekonomik olarak zayıf düşmüş bir ülke ilk zamanlarında ayakta kalmak için istikrar istiyor evet, ama diktatörlük de belli bir süre istikrar sağlayabilir. Belli bir süre sonra toplum artık demokrasi arayışına giriyor ve iktidara başka birilerini gelmesini istiyor. Ben, Ortadoğu’da yaşanan bu demokrasi dalgasının er veya geç Kafkaslara ve Orta Asya’ya da uğrayacağına eminim. ”Demokrasi dalgası”nın da 5, 10 veya kaç yıl sonra olacağını tahmin edemezsiniz. Bir sene sonra bile olabilir. Çünkü halkın sabrının ne zaman dolduğunu veya zaten tam doluysa ne zaman taşacağını anlayamayabilirsiniz. Her an taşabilir.

*Arş. Gör. Dilara Mehmetoğlu Kimdir?

Bakü-Slavyan Üniversitesi ( Azerbaycan) Rus Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu (1992). Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Bölümü Siyasi Tarih Anabilim Dalında yüksek lisans (2004) derecesini tamamladı. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde Doktora (2010) tez aşamasındadır. 8.Uluslararası Kıbrıs Araştırmaları Kongresi’nde “Azerbaycan’ın KKTC Politikası ” (2012), “SSCB Sonrası Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde Sosyal, Siyasal ve Ekonomik Değişim” üzerine 1.Uluslararası Sosyal Bilimciler Kongresi’nde, “Bağımsızlık Sonrası Azerbaycan’da Siyasi Partiler”(2006) üzerine II.Uluslararası Sosyal Bilimciler Kongresi’nde, ve “Dağlık Karabağ Sorunu ve Çözüm Yolları” (2009) üzerine çalışmaları bulunmaktadır.

Röportaj sahibi ve ilk yayınlanma tarihi: Zeynep Kaplan – Aralık 2012

Arkadaşlarınız ile paylaşmak ister misiniz?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.