Her Şey Bitti / Kısa Hikaye

Hepsi bitti… Evet, tüm o yorucu çalışmalar nihayet sonuçlandı ! “Şimdi teoriyi pratiğe dökme zamanı” diye düşünüyordu profesör… elindeki uzaktan kumandadan biraz büyük garip aleti sıvazlarken. Genç bir dahiydi o, daha 32 yaşında ama elinde dünyanın – “hayır, tüm zamanların” diye düşündü – en inanılmaz icatını tutuyordu. Zamana hükmeden bir araç, bir zaman makinesi, çocukluğunun fantezisi en sonunda parmaklarının arasındaydı.

Üstün zekası ile genç yaşta önemli imkanlara kavuşmuştu. Ama onun tek tutkusu zamanı anlayabilmekti. Çok geçmeden bilim camiası onun işe yaramaz bir deli olduğuna karar verdi. Çünkü sonuç vermeyen çalışmalarının üzerine gitmeye devam ediyordu. Saygınlığını yitirmesini umursamıyordu ama mali kaynaklarının kesilmesi onu yaralamıştı. Çalışmalarına ara vermek zorunda kaldı.

Eğer otoriteler ona gerekli desteği vermezler ise o bir şekilde para bulmasını bilirdi. Önce zekasını suç patronlarına sundu ve gerekli bağlantıları kurduktan sonra asıl paranın döndüğü terorizm ve silah pazarına yöneldi. Zehir gibi zekası artık hükümetlerce kara listeye alınmıştı. Kendisi yer altı dünyasında ilerledikçe daha da özgür davranabiliyordu. Belli bir noktadan sonra da kendi çetesini kurdu. Böylece dünyanın dört bir yanında vurgunlar yaparak parayı doğrudan kaynağından çaldı.

Sahip olduğu güç ile Himayala dağlarında yerleşim bölgelerinden yeterince uzak ve yeterince yakın, verdiği muazzam rüşvetler ile gizli tutabildiği bir labratuor inşaa etti. Labratuarı kendi kendisine yetebiliyordu. Uzun yıllar da orada yaşayıp, orada çalışmlarına devam etti.

Ve şimdi aklı zaferinin verdiği haz ile o kadar meşguldu ki güvenlik kameralarının kaydettiklerini fark etmedi. İnterpol profesörün labratuvarının yerini keşfetmiş, çoktan gerekli mecralara haber verilmişti ve özel tim elemanları profesörün erken uyarı sistemini başarı ile çökertmiş, labratuvar içinde ilerliyorlardı. Böylece askerler labrauvarın iç çekirdeğine gelene kadar profesör habersizdi.

Alarm çalmaya başladığında, profesör kendisini toparlayıp ekranlara baktı. Kendi bulunduğu kata ulaşmışlardı. Küfür edip bir düğmeye bastı, yankılanan bir gürültü ile odasının kapısı titanyum-çelik karışımı kalın bir duvarla kapandı.

Profesör kapısından gelen gürültülerin dikkatini dağıtmasına izin vermeden zaman makinesini ana bilgisayar ile sekronize hala getirmek için gerekli ayarları yapmaya başladı. Kapının ardında askerler ise patlayıcıları yerleştiriyordu. Birkaç dakika sonra kalın kapıda bir insanın geçebileceği kadar delik açıldı. O delikten askerler teker teker hızla içeri, odaya atlarken, bir taraftan da odayı teslim ol bağrışları doldurmuştu. Profesörün heyecanlı bir askerin ateşi ile ölmeye hiç niyeti yoktu, bilgisayar ekranının önündeki ellerini hafifce havaya kaldırırken sadece gözleri ekrana kitlenmiş konumunu sürdürüyordu. Askerler silahları ile nişan almış, profesörun etrafında çember yapmışlardı. Artık tam bir sessizlik vardı, elektronik aletlerin vızıltısı ve tedirgince hareket eden askerlerin elbiselerinin sürtünmesi hariç. Tak… Tak… yavaş adımları ile, takım elbiseli bir adam asker çemberini deldi. Profesörun etrafındaki aletlere soğuk bir göz atıp kendine güvenen tok sesiyle “Herşey bitti… profesör.”

Bu cümleyi bilgisayardan yapılan işlemi bitirdiğini bildiren bir bip sesi takip etti. Profesör pis bir gülümseme ile “Evet, herşey bitti”

Takım elbiseli adam profesörun sesinden birşeyler olduğunu anlamıştı. Hemen tabancasına davrandı. Ama profesör çoktan enter’a basmıştı.

Aynı anda birçok şey oldu. Çevre şehirler karanlığa büründü. Labratuvardaki transistorler aşırı yüklendi. Takım elbiseli adam silahını ateşledi ve profesörun bedeni dördüncü boyuta atladı. Kurşun saniyeler önce profesörun bulunduğu yeri geçip bilgisayar ekranını patlattı. Ortalığı kavrulmuş cihazlardan çıkan duman kapladı ve takım elbiseli adam, profesörun kaybolduğunu anladığında okkalı bir küfür patlattı.

İlk Yazılma Tarihi

2008 yılı

Arkadaşlarınız ile paylaşmak ister misiniz?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.