Superman’a Farklı Bir Bakış

www.rhdergi.com’den alıntıdır.

“Çizgi roman ve Amerika” denildiğinde, akla gelen ilk isim, Superman’dır. Peki kimdir bu Süperman ya da orijinal tanımlamasıyla ” Man of Steel” efendi? Kripton’da doğma, Kal-el’den olma bu sevimli bebek, dünyaya gelerek, Kripton’da yaşasa sıradan bir adam, belki de babasının torpiliyle bir devlet dairesine sokulan ve emeklilik için gün sayan, torun torba sahibi olmaktan başka hiç bir yüce amaca hizmet edemeyen kıtıpiyos bir memur olacakken, inanılmaz ağırlıkları kaldırabilen, uçabilen, x-ray bakışlarıyla en hasından röntgen yapabilen, teleskopik bakışlarıyla uzakları yakın eyleyen, en öldürücü silahlardan etkilenmeyen ve daha bir sürü baba özelliği olan olağanüstü yetilerle donanmış bir zat-ı şahaneye dönüşür. Bunun nedeni de, Kripton’un farklı yapısı, kırmızı bir güneşin etrafında dönmesi ve oradaki çekimin dünyadan çok daha güçlü olmasıdır. Şimdi ıncığını cıncığını zıbırdatmadan kafadan bunları kabullenmeniz lazım. Eyvallah diyelim, devam edelim.

Kripton’un güneşi kelek yapınca babası oğlu için yaptığı roketle onu dünyaya gönderir. (Oralarda “roket avrat, pusat” diye bir söz vardır. Çok meşhurdur “Kripton’un roketi”. “Laz Colt’u gibi. Herkes evinde yapar bir tane. ) Süper bebeğimizin içinde bulunduğu roket dünyaya düşer ve Kent ailesi, roketi bulur. İşte şenlik de o zaman başlar.

Sorun, ilginç bir ticari kaybın kabullenilmesi ile açığa çıkar. Amerika’da bir kahraman tuttuğu zaman, onun envai çeşit döneminin ve her yaş grubuna göre biraz değiştirilmiş olan maceralarının basılmasıdır. Çünkü, tutmuş bir kahramanın her serisi, en azından mali açıdan bir tehlike yaratmayacak kadar okuyucu kitlesi bulacak, tutulursa da sürüp gidecektir. Burada normal olmayan Superman’ın (son derece ilgi çekici bir konuyken) bebeklik ve ilkokul evresinin “pat” diye atlanmasıdır. O yaş grubunda yaşadığı maceraların yer aldığı Superbaby ve Superkid adlı dizilerin çıkartılmamasıdır. Süpersperm serisi ise üç sayfalık tek bir sayı olarak çıkmıştır. (Jor – El’in erken boşalma sorunu yüzünden)

Hadi bakalım, diyelim dünyaya geldi bu velet. Bir kere nasıl besleyeceksin? Kadın, her ne kadar bu uzaylı bir insan yavrusuna benzediği için evlat edindiyse de, göğsünden süt vermeye kalkmamış olmalıdır. (Daha sonraki sayılarda bacımızı sağ salim gördüğümüzden böyle bir şefkat budalalığına düşmemiş olduğunu anlıyoruz) Bu velet “süper”se, sütanası daha meme verir vermez şişme bebek gibi söndürürdü hatunu. Dişlerini traktör ısırarak kaşımıştır bu baş belası. Kapıları açmak yerine onları delerek geçmenin zevkine vardığında, onu bir daha tutabilirsen aşkolsun. Altına bez bağlandığı dönemi boş versek bile, kakasını lazımlığa yapmaya başladığı dönemde, epey lazımlık parçalamış olmalı. Tuttuğunu koparan bir çocuk olarak yetiştiği muhakkak. Bu yüzden cinsel bir tacize uğramamış olduğunu kesinlikle söyleyebiliyoruz.

Diyelim ki komşu kadın misafirliğe geldi. Tabi gelecek, komşuda aniden bilmem kaç aylık bir bebek peydah olmuş durumda. Merak bu. Gözleri durmadan bebeği arıyor. Derken bizim nur topu gibi bebeğimizi gördü. İşte geleneksel bir aile kadınının söyleyeceği cümle. “Aaaa, ne sevimli çocuk. Hadi bizimkini de getireyim de, beraber oynasınlar” Biraz sonra diğer çocuk, ç-o-c-u ve k şeklinde fasiküllere ayrılmış durumda olacaktır. Ondan sonra, saklayabilirsen sakla süper veledi. Nereye saklıyorsun?

X – ray ışınlarını kullanarak, Kent ailesini teşaşür (sevişme) anında izleyip, kapıyı parçalayarak girişini, annesi ona cinsellik hakkında yarım yamalak bilgi verene kadar babasının suyunu çıkartışını gözünüzün önüne getirin. Veya bir misafir banyoyu kullanıp geri döndüğünde, yine aynı ışınları kullanan veledin misafire “niye çiş yaparken klozetin oturağını kaldırmadın amca” diye hesap sorduğunu düşünsenize. Yani neresinden tutsan kopuyor iş.

Açılımı, Dedective Comics veya halk arasındaki yaygın deyimiyle Dollar Comics olan DC’nin bu en önemli kahramanı kendisine Amerikan ilkelerini şiar edinmiştir. Green Card’ı kapabilmek için yapmadığı soytarılığı bırakmayan bu yiğit, üzerine Amerikan bayrağının renklerinden bir kostüm geçirerek, en has Amerikalı olduğu iddiasını, kılık kıyafetiyle de onaylamaya çalışmıştır. Amerikan mülteci programına dahil olmak için gerekli vasıflara sahip olduğu halde, bu kadar alçak gönüllü davranmasına, herhalde gezegensizliğin verdiği bir burukluk sebep olmuş olsa gerek. Bir de, Amerikan bayrağında çok fazla yıldız var ya, uzaydan gelmiş biri olarak, bilinçaltı bundan da etkilenmiş olabilir.

Oysa Türkiye’ye gelse, onu biz de vatandaşlığa alabilirdik. Gerçi 7 düvel ülke bize vize koymuş durumda ama Superman’sın sen, takar mısın o vizeleri? Ne olur bize gelseydi de, “bizim de bir süper kahramanımız var, hem de en alasından” diye kasım kasım kasılsaydık. Hani şu süper kahraman dediğin parayla alınsa, alacağız. Dünyanın en büyük ekonomilerinden birine sahibiz. Hele zaten bir de bu İstanbul depremi söz konusu. Dalıverirdi İstanbul’un altına, kayacak yerlere takoz makoz koyar, depremi durdurur, parasını bir ayda amorti ederdi ama nerdeeee?

Gelelim sevgili Superman’ımızın ahlaki durumuna. Allah için hiç bir macerasında (hatta son yıllarda bir macerasında bara düşecek kadar zavallılaşmış bir hali bile çizilmiştir ama) teşhircilik, sarkıntılık, serserilik v.b. yapmamıştır. Fakaaaaaaaaat…..

Kuzey kutbundaki gizli karargahında saklanan, ufaltılmış, hiç bir katkı maddesi ve koruyucu kullanılmadan cam şişede konservelenmiş Kripton kenti “Kandor” vardır ki, sadece kavanozda saklanması bile başlı başına bir etik problemdir. O hep kavanoza girer ama, kavanozdakilere bir kere bile sormaz ” Yahu siz de dışarda yaşamak ister misiniz? Sizi şöyle makul bir gezegene park edip, şehri büyütmenin bir formülünü bulayım mı?” diye.

Sonra bizim Super’in çok kötü bir huyu vardır. Yanlızca Metropolis’le ilgilenir. Dünyanın başka köşeleri onu pek ilgilendirmez. Kesinlikle dünyayı tehdit edecek ya da direkt olarak Amerika’nın bir bölgesine zarar verecek olanlar dışında tabi. Uzaydan gelmiş ve bütün insanlığa yetecek güçleri olan bir insan için ne kadar geniş bir düşünce yapısı, değil mi? Üstelik, sen Metropolis’te takıldığın sürece, seninle kapışmaya gelen bütün düşmanlar, o şehri tehlikeye atacaktır. Bu kadar da kör gözün parmağı olmaz. Herkes senin gibi “Man of Steel” değil ki? Git kendine Ay’da “super” bir konut inşa et. Yok, illa o şehirde olduğun bilinecek. Ondan sonra “Kötü süper” bir tokat attı mı, sen yetişene kadar dağılıp gitti bina, sinek gibi ölüp gidiverdi zavallıcıklar. Bunun vebalini nasıl ödeyeceksin?

Sevgili “Super”imiz, ona kucak açan Amerikalılarla ödeşmenin de bir yolunu bulmuş. Eğer Amerikalılar bir yere gitmişse ve orada dara düşmüşlerse “Orası, oranın kahramanın yeridir, benim karışmam doğru olmaz” gibi temel düsturları bırakıp, hemen yanlarına koşar. Örneğin dünyevi karışıklıklara elinden geldiğince karışmayan (ne de olsa tüm dünyaya satılıyor. En orta yoldan gitmek lazım) sevgili Superman’ımız 1969 May 216 no’lu sayısında “The Soldier of Steel” olarak görev yapmış ve Vietnam’da, Amerikan askerlerinin yanında savaşmıştır. Her ne kadar araya bir değişim geçirmiş girmiş olsa da, Superman güçlerini savaşı durdurmak için değil, haklı olan Amerikalıların (haklı oldukları için mi Amerikalı yoksa Amerikalı oldukları için mi haklılar, bunu bir türlü anlayabilmiş değilim) savaşı kazanmalarına yardım için kullanmıştır. Ona rağmen Vietnam’da savaşı kaybettiler ya, helal olsun Amerikalılara.

Superman’ın Pentagon Fedailiği’nin vardığı son noktayı ise Frank Miller, The Dark Knight Returns serisinde (Batman) hayata getirmiş, Superman bu macerada Amerikan neferi olarak Ruslarla savaşa girişmiştir.

Amerikan ailesi, bayrak ve din konularında son derece saygılı bir tavır gösteren “Supi”, çok ender de olsa, bazı editörler yüzünden ipin ucunu kaçırmıştır. Mesela, yine DC tarafından yayınlanan Action Comics’in April 387 no’lu sayısında, Superman’a tanrıcılık oynama şansı verilmiştir. Oldukça karışık konusu olan hikayede Superman, zaman bariyerini aşmak (sahi, bir de zamanda yolculuk edebiliyordu) için zaman küresine girer, çünkü birisine 24 saat boyunca kendi güçleriyle zaman bariyerini geçmeyeceğine söz vermiştir(niyeyse). Belirlediği zamana gittiğinde yaşlanmış olduğunu görür ve cihazın bozuk olduğunu anlar. Geri dönmesine imkan kalmamıştır.

Bu arada dünyada hayat sona ermiştir. O da, son iş olarak, dünyayı yeniden yaratmaya karar verir. Gezegenin çekirdeğini canlandırıp, atmosfer oluşturur ve diğer dünyalardan, dünyada yaşamış olanlara en yakın yaratıkları getirir (insan dahil). Sonrası doğaya kalmıştır. (Bizde aptal gibi niye yok oldu bu dinozorlar diye düşünüyoruz. Bir önceki Superman bir hata yapmış işte. Hepsi o. ) Bu arada hayli karışık olan macerada, bir reenkarnatif doku da vardır. Maceranın bir yerinde Kripton’daki ailesinin yanından (burada konuşacak kadar büyük bir çocuktur ve babasına Kripto’yu ile oynamak istediğini söyler. Bi yerde haklı tabi, ne de olsa March 163 1970 Superboy sayısında Krypto “Reform School Rebel” adlı macerada onun resmi yardımcılığını yapıyordu) Smallville’deki gençliğine, oradan Daily Planet’e ilk girişine kadar bir sürü noktada yeniden bulunur. Reenkarnasyon ve dünyayı yeniden yaratma gibi dinsel açıdan ciddi problem yaratıp, Superman’ın geleneksel Amerikan yapısındaki okuyucularını kaçırmamak için, hikayede oldukça dolambaçlı bir yola gidilmiştir. Her ne kadar Amerikan ilkelerine sahip ve değişmez bir kahramansa da, özellikle 68’lerde, birbirine zıt düşünceli editörlerin etkisiyle, Superman olgusu için istisna maceralar yaşamıştır Superman

Aslında Superman gibi bir kahramana sahip olmak, gurur verici olduğu kadar problem vericidir. Bu kadar üstün bir kahramanı kötü duruma düşürmek için yapmanız gerekenleri düşünsenize. “Man of Steel” yenilmez olarak lanse ediliyor. Isaac Asimov’un bir panelde karşılaştığı, ve kitabına geçen soru-cevabı aktaralım. Üstad’a soruyorlar. “Önüne geçilemez bir güç ile hiç bir şeyin geçemediği bir engel karşılaştıklarında ne olur?” Üstad cevap veriyor; “Bir evrende sadece birisi olabilir. Bu tanımlamalardan birinin yapılabilmesi için, diğerinin olmaması gereklidir.”

Aynı sorun Superman için de geçerlidir. Bu yüzden, ona karşı koyabilmek,onu zor duruma düşürebilmek amacıyla süper süper düşmanların geliştirilmesi gerekmiştir. Üstelik, bu süper düşmanların, Superman’ı kötü duruma düşürebilmek için, daha öncekilerden farklı özellikleri olması gerekmektedir. Aksi halde Superman, birine kullandığı yolu, diğerine de kullanarak problemi çözer ama, bu okuyucuyu pek memnun etmez. Zaman içinde, üstün gayretlerle ortaya çıkartılan düşmanların inandırıcılık potansiyeli gittikçe azalmış ve bir süre sonra, bu kısır döngüden çıkış yolları aranmaya başlamıştır. Sonunda Superman’ın zayıf tarafları dizayn edilmiştir.

Tabi ki, her kahraman gibi, onun da zayıf tarafları var. Üstelik bunlar sadece karekterinde de değildir. Bu zayıf taraflardan en önemlisi Kriptonit’in ona yaptığı etkilerdir. Mesela Yeşil Kriptonit onu öldürür, Kırmızı Kriptonit onun üzerinde garip, önceden tahmin edilemeyecek değişiklikler yapar (ne demekse), Beyaz Kriptonit bulunduğu gezegendeki hayatı öldürür, Mavi Kriptonit sadece Bizarro Superman’a etkilidir, Altın Kriptonit ise Superman’ın güçlerini geri dönmemek üzere yitirmesine sebep olur. Şimdiiiiiiiii, millet Superman’ı haklamak için Kriptonit’i nereden bulur (hem de bazen tankları, gemileri kaplayacak kadar), o da soru işareti. Düşmanları nedense hep Yeşil Kriptonit’i kullanma taraftarıdırlar. Bu da bize en kolay bulunan Kriptonit’in o olduğunu gösteriyor. Ya da ne kadar kötü olduklarını. Halbuki Altın Kriptonit kullansalar herkes rahat edecek, özellikle de Lex Luthor’un torunlarına anlatacağı çok sıkı bir hikaye çıkacacak. ” Aha şu mavili dilenci var ya, bi zamanlar ne biçim bi adamdı biliyon mu torun? Adamı hacamat ettim ben. Delikanlı çocuktu ama bana yamuk yapmaya kalktı, sonra çıt, anadın mı.”

İyi ama, her macerada Kriptonit, her macerada Kriptonit olmaz ki, başka yollar da bulmak lazım. İşte burası zurnanın zırt dediği yer. Bilim ve teknolojinin sarsılmaz kapısı Superman, başka çıkış kapısı bulamadığı için büyüden etkilenir. Supernaturel güçler onu aşar. Yani öbür mahalleye geldiği zaman, mahallenin çocuklarından sopa yemeye başlar. Ama güçlerini kullanmadan, gittikçe keskinleşen zekasıyla düşmanını yenen Superman’ın, Superman efsanesine zarar verebileceğini bilen editörleri, bu bitmez tükenmez hazineyi ellerinden geldiğince cimrice harcamaya çalışırlar. Mr. MXYZPTLK ve diğer büyü ile ilgili kimselerin veya büyü olaylarının Superman’da görünüşü yılda en fazla 2 – 3 maceradadır.

Zamanla Superman maceralarına big footlar, kurt adamlar ve hatta vampirler bile girerek Superman’ı dünya ile daha bağlantılı hale sokmaya, dünya mitosları ile daha barışık hale getirmeye çalışırlar. Böylesi düşmanları yenerken büyüye karşı güçsüz olduğundan, “-e rağmen” üstün gelmesiyle, tarihsel dokudan gelen kahraman – anti kahramanlarla birlikte efsaneleşecek, uzayın derinlikleri ve üstün uzay teknolojilerine ait uzak bir kahramanlıktan çıkıp, global dünyanın kahramanlarından biri haline gelecektir.

Aslında olaya o kadar da kötü gözle bakmamak lazım. Tarihini toplasan (beyazlar için geçerli) 500 yıl bile etmeyen bir ülkede yaşıyorsun. İnsanları bağlayan biraz da kültür ve mitolojidir. Senin mitosların da yoksa ne yaparsın? Tabi ki yaratırsın. İşte çizgi roman ve sinema Amerika’ya modern bir mitoloji yaratma imkanı vermiştir. Gerçi Superman’da Zeus, Herkül ve Thor’dan oldukça fazla apartma (klasik bir deyimle çalıntı diye de adlandırılabilir) vardır ama her mitoloji bir eskisinin üzerine kurulmamış mıdır zaten.

Amerikan mitolojisinin en önemli kahramanı olan Superman’le birlikte bir sürü “Kağıttan Tanrı” daha üretilmiştir. Kaptan Amerika, Flash, Green Lantern, Hulk, Batman, X-men, Daredevil, Punisher gibi. Hepsinin kendine has özellikleri vardır. Her tanrı da öyle değil midir zaten? Ama bunların hepsi başları çok sıkışınca gelip Superman’den yardım isterler. Teoride Herkül’ü oynamasına rağmen, pratikte tam anlamıyla bir Zeus kopyasıdır Superman. Kuzey Kutbu’ndaki kalesi, bu kalede bulunan eşsiz parçalar, hükmetme ve gerçekleştirme gücü ile. Düşünüyorum da, eğer Superman Türkler tarafından yaratılmış bir kahraman olsaydı, her junior kahraman, çıraklık devresini müteakiben gelip, Superman’ın elini öpecek, destur isteyecekti.

Bir başka mesele ise ilim – irfan muhabbetidir. Dünyasal bir okula devam eden Superman’ımız acaip, ultra uzaysal aletleri yapacak bilimi nereden edinmiştir? Bir çok bilim adamı düşmanını yenecek silahları yapacak teknolojik bilgi ona nereden gelmiştir? Kavanozlukandor’da desek (Kahramanmaraş, Gaziantep gibi. Ne kadar hoş), ne zaman öğrenecek? Her an dünyada da (yani en azından Amerika’da) devriye geziyor. Uzaydan gelirken babasının gemiye koyduğu teypler desek, bacak kadar çocuk o teyplerden ne anlayacak, hadi anladı, ne kadar bilgi yüklenebilir, hadi yüklendi ve acaip bilgi var, o zaman bu kadar acaip çok bilgili adamlar Kripton’u neden kurtaramadı? Zamanda gezebiliyor ya, gitti zaman içinde 20 yıl “ultra bilimler akademisi”nde okudu, o sırada dünyada diyelim ki bir saat geçti ama, o zaman da dünyaya döndüğünde 20 yaş birden yaşlanmış olacaktı. Vel hasılı kelam, esas kahraman ya, herkesten çok daha zeki olduğu için, bunları bir saat içinde öğrendi diyip geçmek lazım. Günde 8 saat Daily Planet mesaisi yapan adam, bu kadar şeyi başarıyor diye kıskanıyorum, itiraf etmem gerekiyor.

Gelelim Superman’ın hissi ve sosyal hayatına. Daha önce de belirttiğimiz gibi Superman’ın bütün çalışma arkadaşları son derece zeki ve dikkatlidirler. Bu yüzden her seferinde “Ah Clark, keşke 30 saniye önce burada olsaydın. Superman buradaydı” demekten kendilerini alamazlar. Eh, bir çizgi roman, kendi ülkesindeki medya çalışanlarına, ancak bu kadar Ayşe Arman muamelesi yapabilir.

Baktığımız yere bağlı olarak bu, Superman hakkında çıkartılan devlet destekli ve Amerikan devletinin resmi politikalarının avam sözcüsü olduğu yolundaki dedikodulara bir kanıt gibi gözüküyor. Ormanda “Fantom on kaplan gücündedir”in yanında bir efsane daha dolaşır.” Medya, devletin kendisiyle bu kadar acı dalga geçmesinin öcünü, Watergate ile aldı” diye. Biz ormanın yalancısıyız.

Hadi geçelim iş arkadaşlarını falan. Ya Lois nasıl anlamıyor bu Superman’ı, orasını bir türlü çıkartamıyoruz. Bizde, kahraman istediği kadar kılık değiştirsin, onu seven kadın gözlerinden, kokusundan tanır. Bu Lois, Superman’e sarıldığında, bir kez bile doyasıya çekmemiş midir onun kokusunu içine? Bu ne biçim sevdadır böyle?

Zaten bizim “Supi”nin niye bir gizli kimlik edindiği de soru işaretidir. Eh be Superman’ım, tatlım, kıymatlım, Örümcek Adam gibi parasız mısın? Demir Adam ya da Batman gibi belli bir aileden geldiğin için, kaybolman problem mi yaratabilir? Yoksa onlar gibi kahraman hayatını sürdürmek için paraya ve onun satın aldığı pahalı teknolojik araçlara mı ihtiyacın var? Yooook. O zaman niye arkadaşım? Hani “her ezik, silik Amerikalı’nın içinde bir Superman yaşar” tribi ise, kimseyi inandıramazsın. Çünkü senin okur profilinin çoğunluğunu çocuklar ve teenage oluşturuyor. O zaman bu gizli kimlik derdin ne? Ekmek parası desen, oradan kazandığın para ne ki, süper bi boğaza yetsin. Üstelik sen bir maceranda, sanırım evsizler için yapılan bir baloda, bir parça kömürü sıkıştırarak elmasa çevirmiştin. Çevir çevir, bozdur bozdur, harca. Nedir bu senin part – time süper kahramanlık hevesin? Daily Planet’te harcadığın zamanı, elalem ülkelere yardım için harcasan elin mi eğrinir?

Superman’in bir eksikliği daha vardır. Güzel Türkçemizde bolca kullanılan bir deyimle “kanka” sorunu. Superman bunu, oldu olası bir türlü çözememiştir. Superboy’ken yanında dolaştırdığı Krypto, nedense birden ortadan kaybolur. (Herhalde yaşlanıp ölür ve hisli bizler, ağlamayalım diye bunu görmeyiz. Öyle olması lazım, çünkü Superman’da, Smallville’deki arkadaşları ile aynı hızda büyümektedir. Gerçi dünyanın ortamına bu kadar uyum sağlayıp, aynı hızda büyüyorsa, neden yetenekleri kaybolmuyor ya da uyum sağlamadıysa, en azından yerçekiminin bu kadar az olduğu bir dünyada, boyu neden 25 metreye kadar uzamıyor gibi sorular da var ama, bunları sorup, kimsenin canını sıkmamak lazım.) Önce Jimmy Olsen bu eksikliği kapamaya çalışır. Hatta bu işte o kadar başarılı olur ki, “Superman’s Pal: Jimmy Olsen” adı altında ve başrolde Jimmy’nin olduğu bir seri bile çıkartılır. Fakat o, bir muhabirdir. Konumu, daha doğrusu yetenekleri sebebiyle, sosyal konulardan başka bir şeye bakamamaktadır ki, hem sıkıcı olmaması, hem de bir yerlerden zülf-i yar’e dokunmamak için, bu işten vazgeçilir.

Eşiti bir dosta , yani en azından yetenek bakımından kendisine yakın bir dosta duyduğu ihtiyaç sonucu, bir ara Vartox ile kanka muhabbetine girişmeye çalışmıştır. Aslında Vartox, tam ona uygun bir partnerdir. Maço görünüşü, anti militer kıyafeti ile zıtların buluşması yönünden yardımcı kahraman olmaya iyi bir adaydır fakat, araya giren kadın sorunu bu işi berbat eder.

Bu arada Lois konusuna bir daha dönelim. Çünkü Superman’ın, insana en yakın olduğu nokta burası. Eh, burada insanca tepkiler de göstermesi lazım. İlişki gitti, gitti, sonunda bir yerde kemale erecek. Şimdi diyelim ki bunlar, “artık bu kadar flört yeter” deyip, yatmaya kalktılar. Olacakları düşünebiliyor musunuz? İnsanlar, bazı anlarda, kontrollerini bir anlığına da olsa, kaybederler. Di mi ama? Eeee, o zaman ne olacak? Hadi onu geçtik, sana prezervatif mi dayanır be Superman’ım? Unutmayalım ki, sen bir insan x 100 falansın. Hatta daha bilem fazla. Çakı çakıverirsin kızcağızı bir yerlere. Hani, kendine göre şöyle “Süper” bi hatun bulsan, daha iyi olmaz mı?

Sonra bir de bunun kromozom davası var. Sen her ne kadar bizim kanımız, canımız da olsan, eninde sonunda bir “Alien”sin. Bir “abduction” olayı olduğunda etrafı birbirine katan Amerikalılar ve Lois’in ailesi, buna nasıl kolaylıkla “eyvallah” diyecekler? Ya da, diyelim ki ona da eyvallah dediler. Çünkü damat bütün dünya tarafından saygı görüyor. Superman, geleneksel Amerikan açık hava ızgara partilerinden birini verirken, birayı çekip sarhoş olan Lois’in küçük erkek kardeşi (onlar hep hayırsız ve işe yaramaz olurlar ki, konu çıksın) gelip, “Enişte yaaa, ne zaman geliyor bizim ufaklık? Annemler sen kızma diye söylemiyorlar ama, onlar da haklı. Artık torun torba görmek istiyorlar, yoksa bir problem mi var?” diye dostça geyiğe başladığında ne olacak? (Sahi, biz de olsa bir de sünnet isteyecekler. Herif demirden, kesebilirsen kes bakalım). Vel hasılı kelam bu kadar probleme rağmen ne “Supi”, ne de Lois bu sevdadan vazgeçmezler.

Şaka bir yana 4 bölümlü, biraz “super” bir yazı oldu. Eh tabi, o kadar yıllık bir kahramanı, bir yazıda etüt etmek mümkün değil. Muhakkak dahası, gözden kaçanlar da vardır ama olur o kadar. Sanırım eski hayranları “Ben Superman’a bayılırdım” derken daha alçak bir ses tonu kullanırlar.

Arkadaşlarınız ile paylaşmak ister misiniz?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.