Dumur Anılar

itiraf.com

‘dan alıntıdır.


Cinsiyet: Kadın; Yaş: 37; İl: İstanbul
Bir arkadaşım kızının eline, çok çabuk hasta oluyor diye, yıllarca dondurma yerine sadece boş külah verdi. Fakat geçen yaz dondurmacı kıyamamış, azıcık da dondurma koymuş. Olay bundan sonra başlıyor. Bizim velet, ”Adam dondurmama bir şey sürdü anneeee!” diyerek külahı yere fırlatmış!

Cinsiyet: Erkek; Yaş: 24; İl: Hatay
Arkadaşım bir internet kafe’nin önündeyken yanına yerel bir gazeteci gelmiş. “Bir haber için fotoğraf lazım. Kafenin önünde resmini çekebilir miyim?” demiş. Arkadaşım kibarlık yapıp kabul etmiş. Gazetede 2 gün sonra çıkan habere bakın: “Gençler internet kafelerde porno sitelere giriyor!”

Cinsitey: Erkek; Yaş: 31; Ülke: Yurtdışı
Yer: Akmerkez. Tarih: 2000 kışı. İşim gereği her zaman silah taşırım. Üzerimde silah olduğunu güvenlik görevlileri farkedene kadar söylemem. Akmerkez’in kapısından girdim. Güvenlikçi arkadaş bir eliyle dedektörü vücudumda dolaştırırken diğer eliyle de belimi kontrol etti ama silahı farkedemedi. El dedektörü de uyarı vermedi. Kafama takıldığı için biraz sonra dışarı çıkıp tekrar girdim. Yine aynı şey olunca silahlı olduğumu ve dedektörün arızalı olduğunu söyledim. Cevap: “Yok abi, dedektör kapalı da ondan. Tipi bozuk olan kişilerde açıyoruz. Yoksa pili çabuk bitiyor.”

Cinsiyet: Kadın; Yaş: 21; İl: İstanbul
Abim annemin kopan kolyesini kuyumcuya götürmüş. Kuyumcunun tezgahının karşısında kocaman bir ayna varmış. Yaşlı bir teyze içeri girmiş. Aynanın tam karşısında durarak, “Oğlum küçük altın ne kadar?” diye sormuş! Kuyumcu gülerek, “Teyze burdayım, burdayım! Buraya gel” deyince teyzeden bomba cevap gelmiş: “Nasıl geleyim evladım, önümde ayna var!”

Cinsiyet: Erkek; Yaş: 26; İl: İstanbul
Cuma namazında farzı kılarken yanımdaki adamın açık unuttuğu cep telefonu çalmaya başladı. Hocanın “Allahuekber” nidasıyla ruku pozisyonu alırken adam sanırım, “Yes ya da no, artık nereye denk gelirse gelsin, yeter ki sussun” mantığı ile telefona hızlıca vurdu. Maalesef “yes”e denk gelmiş. Biz selam vermek için oturmuşken telefon bağıra bağıra konuşmaya başladı: “Aloğğ aloğğğ! Samiii aloğğğ! Ne o lan namazda mısın? Alooğğ! Utanmıyo musun lan bi de namaza gidiyosun? Cemaat, bu şerefsizin bana 250 milyon kira borcu var, kaç ay oldu ödemedi. Bunun namazı kabul olmaz, sizin de olmaz bu dalla…” derken adam namazı kesip telefonu kapattı. Telefondaki adamın kehaneti ön ve arkadaki 2 saf için tuttu. Gülmekten veya kendini sıkmaktan gözünden yaş akanlar oldu. Sen affet yarabbim. O neydi öyle yaa!

Cinsiyet: Kadın; Yaş: 24; İl: Ankara
Ortaokuldayken bir arkadaşımla hoşlandığım çocuğun evinin numarasını öğrenmeye çalışıyorduk. 118 servisindeki bayana soyadını ve semtini söyledik çünkü babasının adını bilmiyorduk. Kadın bizi biraz sorguladıktan sonra, “Aradığınız kişinin adı ne? Bu benim kızlık soyadım. Annemler de sizin söylediğiniz semtte oturuyor” dedi. İsmi duyunca da, “Ay siz benim erkek kardeşimi arıyorsunuz kızlar! Hemen bizim evin numarasını vereyim” demişti.

Cinsiyet: Erkek; Yaş: 31; Ülke: Avusturya
Askerdeyken Cumhuriyet filmi için 300 figüran er istemişlerdi. Ben de seçilenler arasındaydım. Basta rolümüze acayip kaptırdık. Fakat bir zaman sonra yorulduk. 100 kişilik bir grup halinde, 2 kilometre yüksek bir tepeye tırmanarak silahları etkisiz hale getirmemiz istendi. Yolun yarısında bomba patlayacak, 10 kişi ölecek, kalanlar koşmaya devam edecekti. Artık o kadar yorulmuştum ki, kendi kendime, “Bomba patlasın, ben de ölücem” dedim. Bomba patladığında da hemen kendimi yere attım. Sonra aşağıdan, “Stop, stop” sesleri geldi. Gözümü bir açtım ki bütün askerler yerde, hepsi “ölmüş”, sadece 3 kişi tepeye doğru koşuyor!

Cinsiyet: Kadın; Yaş: 26; Ülke: ABD
11 Eylül saldırılarının haberini bir arkadaşım telefonda, “Amerika’ya saldırdılar” diye vermişti. Buna başkasının cesaret edemeyeceğini düşündüğümden olsa gerek, aklımdan ilk geçen uzaylılar oldu! Kendi kendime, “Demek gerçekten varlarmıs” demiştim.

Cinsiyet: Erkek; Yaş: 28; İl: İstanbul
Annemin beni evlendirme çabaları sonunda bunu da yaptırdı!Bir eczacı kız bulma fikrinden yola çıkarak gözüne kestirdiğibir eczaneye girip adama, “Evladım ben oğluma eczacı bir kız arıyorum. Bana yardımcı olur musun?” demiş! Peki eczacı şaşıracağı yerde ne tepki vermiş dersiniz? “Teyzecim ben o hatayı yaptım. Bana sorarsanız boş verin derim.” Annemin yaptığına mı yoksa eczacının cevabına mı şaşırayım bilemedim valla.

Cinsiyet: Erkek; Yaş: 24; İl: Ankara
Bir Türk olarak yine yaptım yapacağımı. Dün Auschwitz’de (Oswiencim – Hitler’in en büyük toplama kampı) krematoryumun (insanların yakıldığı fırın) üstüne, “Tosun was here” yazdım! Bunu bir Türk’ten başka kim yapar ki? Gerçi rehberin görmemesi için kendilerini siper eden İtalyan, İspanyol ve Mısırlı arkadaşlarımın katkısını da inkar edemem.

Cinsiyet: Kadın; Yaş: 21; İl: İstanbul
Hafta sonu şehir dışına çıktım. Otobüsle yol alırken, seyir halindeki bir kamyonun şoförünü direksiyonun üzerine yaydığı gazeteyi okurken gördüm! Şaka gibiydi yaa! Kazaların nasıl olduğunu artık daha iyi anlayabiliyorum.

Cinsiyet: Erkek; Yaş: 29; Ülke: Yurtdışı
Kanadalı bir arkadaşım New York eyaletinin küçük bir kasabasına yerleşti. Ona ne sormuşar biliyor musunuz? “Siz Kanada’da iglolarda (eskimo kulübesi) nasıl yaşıyorsunuz? Soğuk olmuyor mu? Sizde televizyon var mı? Nasıl izliyorsunuz?” Amerikalı’nın cahilleri sadece Türkiye gibi ülkeler konusunda değil, burnunun dibindeki Kanada için bile zır cahil. Bu arada, geçen gün burada bir arkadaşın çalıştığı şirketteki sekreter İrlanda’ya göndereceği mektuba Amerika pulu yapıştırmış. Uyarılınca da, “Aa! İrlanda Amerika’nın eyaleti değil mi?” demiş. Kanada’da da zır cahil çok tabii.

Cinsiyet: Kadın; Yaş: 22; İl: İstanbul
Üç aydır Londra’da yaşıyorum. Kaldırımlardaki ve yollardaki küçük yuvarlak lekelerin ne olduğunu düşünüp duruyordum. Bugün öğrendim ki onlar İngilizlerin durmadan çiğnediği ve yere tükürdüğü sakızlarmış! Dahası, belediyenin bu sakızları çıkarmakla uğraşan özel bir birimi varmış! Bunları, buz gibi havada o sakızları çıkarmak için üzerlerine tazyikli su sıkan bir görevliden öğrendim. Hayret bir şey!

Cinsiyet: Kadın; Yaş: 27; İl: İstanbul
Neden ayrıldınız diye soranlara beni aldattı ben de terk ettim diyorum. Ne diyecektim? Vitrinin üstündeki vazoyu kafasına düşürdüm iki saat kanamasıyla uğraştı, sarılayım derken elimdeki sigarayla kulağını yaktım hala izini taşıyor, arabayla ayağının üstünden geçtim iki gün yürüyemedi, çok özledim diye üstüne koşup atladım doktor bel fıtığı teşhisi koydu. Kaçtı da canını kurtardı mı diyecektim!

Cinsiyet: Kadın; Yaş: 25; İl: Adana
4 yaşındaki yiğenimi hayvanat bahçesine götürdük. Kendisi artık maymunlarla yaşamak istediğini söyledi. Annemin verdiği cevap: “Niye oğlum; Ellamdurillah biz müslümanız, onlar gavur.” Nasıl yani!

Cinsiyet: Erkek; Yaş: 34; İl: İstanbul
Apartmanımızın önünden geçen yüksek gerilim tellerine düşen paspasını metal kornişle almaya çalışırken çarpılan ve bu esnada her çarpılanı kurtarmak için birbirlerine yapışıp kalan komşu aileyi izninizle magmanın çarpıcı etkisi ile başbaşa bırakıyorum.

Cinsiyet: Erkek; Yaş: 31; İl: İstanbul
Sıcak bir günün ardından eve geliyorum hemen dolaptan pet şişe içerisinde bulunan suyu alıp kafama dikiyorum. Karşı apartmandan yurdum teyzesi bana sesleniyor; Evladım o suyu senden başkası içmeyecek mi?

Cinsiyet: Erkek; Yaş:22; İl: İstanbul
İlkokul 5. sınıfta okuduğum okuldan başka bir okula naklim alınmıştı. Sınıfa girdiğim ilk gün bir çocuk gelip ´Bu sınıfın en pis çocuğu benim, sümüğümü bile yerim´ demişti, gayet sakin ´ben de yerim´ demiştim. O zaman çocuk ´Ben seninkini de yerim´ dedi. Bu diyalog bizim tanımadığımız bir kızdan sümüğünü yemek üzere istememizle sonlandı.

Cinsiyet: Kadın; Yaş:23; İl: İstanbul
Geçenelerde erkek arkadaşımla dışarı çıktık. Bir süre sonra iki arkadaşımla karşılaştık. Yüzüme garip tepkilerle baktıklarını fark edince sebebini sordum. Meğer gözümdeki güneş güzlüğünün tek camı düşmüş ve ben fark etmeden dakikalardır o halde yürümüşüm. Erkek arkadaşıma, ´Sen nasıl fark etmedin?´ diye sorduğumda aldığım yanıt ise ´Ben senin yüzüne bakmıyorum, ne yapayım ki yüzünü, ben g.tüne bakıyorum´ oldu.

Cinsiyet: Erkek; Yaş:22; İl: İstanbul
Küresel ısınma sebebiyle bir gün susuz kalırsak diye fırsat buldukça bakkaldan pet şişe su alıp biriktiriyorum. Böylece bu durum benim için sorun olmaktan çıkacak! Ben bu parlak zekayla değil su, hava bitse bile yaşarım.

Cinsiyet: Erkek ; Yaş:40 ; İl:İzmir

Bornova’da bir sürücü kursunda hocalık yapıyorum. Geçtiğimiz sınavda 29 yaşında bir bayan öğrencim ilkyardım sınavından kaldı. Sonucu öğrenmeye erkek arkadaşıyla gelmişti. Onun yanında bozuntuya vermeyip, “Hiç önemli değil, üzülmedim”diyerek durumu geçiştirmeye çalıştı. Ama oradaki ben dahil herkes suçlayıcı bir ifadeyle kadına baktık. Neden mi? Çünkü bu öğrencim bir doktor da ondan! Bu sonucu Tabipler Odası’na ve mezun olduğu üniversitenin dekanlığına fakslamayı düşünüyorum.

Cinsiyet: Kadın; Yaş: 28; İl: İstanbul

Doktorum. Hâlâ son acil nöbetimde yaşadığım olayın şokundayım. Hafif bir göğüs ağrısı sebebiyle EKG çekilmesi için bekleyen kişi ve yakınları (ki bu hastaya, önemli bir durumu olmadığı, sadece önlem olsun diye EKG çekileceği belirtilmişti) o sırada içeri giren ve kalp krizi olduğunu daha bakar bakmaz anladığımız bir hastaya acil EKG çekilmesine izin vermediler. Hasta yakınları makineyi zaptetti. Hemşireyi dövmeye çalıştılar. Açıklamalarımız kâr etmedi. “Bu adam ölüyor kardeşim” deyince, “Sesini yükseltme. Önce biz geldik!” diye olay çıkardılar. Bir doktor arkadaş ve hemşire kalp krizi geçiren hastaya müdahale edebilmek için müşahedeye taşıdı. Hemşire bir yandan hastaya damar yolu açarken bir yandan da ağlıyordu. Gözümle görmeseydim bu kadar bencil ve kötü insanların olabileceğine inanmazdım. Resmen, “Önce biz geldik, adam ölsün” dediler yaa! O gün sağlık çalışanlarının can güvenliğinin de Allah’a emanet olduğunu anladım.

Cinsiyet: Erkek; Yaş: 27; İl: İstanbul
Akşam saatlerinde eve giderken 6-7 yaşlarında bir çocuk beni durdurdu. 100 metre kadar yürüdükten sonra evin sokağına dönecektim. ”Abi bana dondurma alır mısın?” dedi. Önünde bulunduğumuz marketten istediğini aldım. Tam ayrılacakken, ”Abi su da alır mısın?” deyince daha da devamı gelecek diye biraz sinirlendim ama dönüp suyu da aldım. Çocuk başka bi şey istemeyince yoluma devam ettim. Biraz ilerlemiştim ki, benim döneceğim sokaktan bir önceki sokaktan bir araba hızla fırlayarak caddenin ortasındaki refüje bindirdi. Kalakaldım. Çocuk beni durdurmamış olsaydı büyük ihtimalle arabanın caddeye fırladığı yerden geçiyor olacaktım. Arkama dönüp baktım fakat çocuğu göremedim. Sanki bilinçli bir şekilde önce dondurma, sonra da su isteyerek benim yeterince vakit kaybetmemi ve tehlikeden uzak kalmamı sağlamıştı. Sağlıklı yorum yapamıyorum ama sanırım o çocuk benim hayatımı kurtardı.

Cinsiyet: Kadın; Yaş: 23; İl: İstanbul
Böcekler hakkında… 1. Sanıldığının aksine kelebeğin ömrü bir gün değil, üç aydır. Ömrü bir gün olan “ephemeropter”, yani “birgün” sineğidir. Ergin haldeyken ömrü birkaç saati geçmez. Kelebeğe de hiç benzemez. 2. Karıncalar yer sarsıntılarını hissederler ama bu depremi haber verecekleri anlamına gelmez. Çünkü 1 şiddetinde sarsıntılara bile tepki verirler. 3. Balarıları oğul verirken genç kraliçe yuvaya kabul edilmezse “9-hydroxdex-trans-2-enoicasid” maddesini milimikron kadar işçilere verir. Bu da keyif verici bir maddedir. Yani uyuşturucu. Bağımlılık yapar. İşçi arılar bu maddeyi kraliçeden her gün alabilmek için onun her türlü ihtiyacını karşılar. Yani arıların çalışkanlığının sırrı madde bağımlısı olmalarıdır!

Cinsiyet: Erkek; Yaş: 29; Ülke: Yurtdışı
Tanıdığım Brezilyalı bir kız var. Biraz Türkçe biliyor. Türkiye’ye gidip geliyordu. İlgisinin nasıl başladığını anlattı. Almanya’da öğrenciyken Almanlar onu Türk sanıyormuş. Türk olmadığını söylemesine rağmen inanmayanlar dahi çıkıyormuş. Sokakta dolaşırken insanlar gelip Türkçe konuşuyormuş. Artık o hale gelmiş ki, Türkçe olarak, “Ben Türk değilim” demeyi öğrenmek zorunda kalmış. Böyle böyle Türk komünitesine yaklaşmış. Arkadaşlar edinmiş. Şimdi Almanya’da, “Türk müsün?” diye soranlara, “Evet” diyormuş! Brezilyalı bir kız toplum baskısıyla Türk olmuş. İlginç değil mi?

Cinsiyet: Erkek; Yaş: 27; Ülke: ABD

Dun arkadaşlarla Yunan restoranına gittik. Menu aynen şöyleydi: Dolma, Mossaka, Plaki, Pilafh, Shish Kabab. Bir de Döner var ama ona da Gyro demişler. (Utandılar herhalde.) Bu arada tatlıyı da ihmal etmemişler: Baklava! Yuh dedim, başka da bir şey demedim.

——————————–Aşağıdakiler de aklıma gelen benim yaşadığım dumurlar—————————————————-

Adapazarı’nda bir lokantada yemek yanında kola istedim. Garson bana “Siyah kola mı?” diye sorunca afalladım. Beni bu dükkana getiren arkadaşıma baktım, hani belki burda kolanın çeşitleri vardır, o bana açıklar diye. Garson da anlamış olsa gerek saşkınlığımı “Fanta mı, kola mı?” diye yeniden sordu…

Yanlış Göztepe otobüsüne binmişim, fark edince D100 üzerinde indim. En iyisi KadıKöy’e döneyim diye düşündüm. O sırada bir polis gördüm. Hemen yanına atılıp “Memur bey, Kadıköy minübüsleri nerden kalkıyor?” diye sordum. Adam bana “Sen polis misin?” dedi. Öylece şaştım. “Ha..Hayır” diyince, bana durağı tarif edip, ardından yoldan bir kamyonu durdurup binip gitti.

Karşıdan vapurla Kadiköy’e gideceğim ama meğer yanlış iskeleye girmişim. Bu da vapuru beklerken görevli gelip “Delikanlı, Kadoköy’e mi gideceksin?” diye sorunca ortaya çıktı. Beni doğru iskeleye yönlerdirdi, ordakilere de haber verdi ki tekrar ücret almasınlar. Hala merak ederim, nasıl anladı benim Kadıköy’e gideceğimi..? Ağzımdan kaçırmadığıma eminim.

Lise yıllarım, arkadaşlar ile İstanbul’da vapur-boğaz turu yapıyoruz. Tabii kalabalık… Neyse, kadının biri dik dik bana bakıyor, ardından da kocası ile biraz yiyişip tekrardan bana dikiyor gözlerini sonra bu döngü tekrarlanıyor. Derdi neydi anlamadım, rahatsız olup mekan değiştirmiştim.

Şehir-içi minibüsü, ayakta tek bir yolcu var, yaşıtım bir bayan. O da gelmiş, inadına burnumun dibinde bekliyor. Yer vermiyeceğim işte, git, bana biraz alan bırak. Ama sonunda dayanamıyorum, ayakta yolculuk yapıyorum…

Okulumun ordaki yol öyle ki, minibüs şöförü ilerden bir U çizmesi gerek. Neyse efendim, minibüse binmişim, şöfer az gidiyor ki ilerde yol çalışması olduğunu görüyor ve kırıyor direksiyonu, bir rallyci edasıyla iki yolu ayıran kaldırım/çimenlerin üzerinden minibüsü hoplata hoplata U dönüşünü yapmış oluyor. Karşı yolda bekleyen diğer öğrenciler de alkış tutuyorlar, her biri de minibüse binerken “Helal abi” gibisinden şöfere yorumlarını sunuyorlar.

Dersteyiz, derslik birinci katta, ben de cam kenarındayım ama perde çekili. Sonra, birisi cama vuruyor; meraklanıyorum, ikinciye vuruyor; sinirleniyorum, üçüncüye vurunca perdeyi ve pencereyi hızla açıyorum iki çocuk kaçıyor, bir tarafdan bağırıyorum arkalarından bir taraftan da hemen camdan atlıyorum. Ama kovalamaca kısa sürüyor, karanlığın içinde kayboluyor veletler. Sonra arkadaşım beni geri çeviriyor, sınıfa yeniden camdan giriyorum, sinirim hala tepemde ama içeri girmemle tüm herkesin gözünü üzerimde buluyorum. Birden sinir yerini utanmaya bırakıyor… Durumu açıklıyorum, hocam ise “çocukları değil, sen bizi korkuttun” diyor.

Eskiden UltimaOnline diye internet üzerinden oynanan bir oyun vardı. Orada madenci bir karekteri oynatıyordum. Kendi halimde kazı yaparken, yolun uçunda bir PK (haydut karekteri canlandıran oyuncu) belirdi. Ben hemen kasabaya, nöbetçilerin güvenliğine koşmaya başladım ama nafile PK atlıydı ve bana yetişmek üzereydi. Atını dört nala koştururken mehteran takımından Genç Osman şarkısını söylemeye başladı. Bunun üzerine ben hemen her şeyi bırakıp tüm hızımla klavyeden şarkının diğer sözlerini yazdım. PK tam burnumun ucunda durdu, “benden başka PKlarda etrafta dolanıyor, dikkatli ol” diyerek canımı bağışladı ve çekti gitti.

Lise yılları, arkadaşlar pizzacıya gitmek istiyor, ben tokum ama gruptan kopmak istemiyorum. Mekana varınca da en küçük boy pizzadan sipariş veriyorum. Ama garson kız o menunun çok küçük olduğunu anlatarak siparişimi kabul etmekte direniyor. Ben olsun diyorum, o ısrar ediyor hatta gidip mutfaktan pizza tepsisini bile getirip gösteriyor. Neyse, sonunda pes etti. Ben de tadımlık pizzama kavuştum. Hesap ödeme zamanı geldiğinde 20 yTL uzatıyorum, arkamdan “madem paran varmış, niye büyük pizza almadın” gibisinden bir şeyler mırıldanıyor.

Zil çaldı, balkondan baktım. Bir posta memuru motorsikletinin üzerinden sesleniyor, “postanız var” ve hemen ardından motoru çalıştırıp patinaj ile olduğu yerde U çizerek dönüp son gaz gidiyor. Bu hareketi balkondan kuş bakışı izlemek hoştu… Bu arada ÖSS sonuçlarım gelmiş.

Akrabalar ile otururken aklıma kıyafetimin sırt deseni ile ilgili bir espiri geldi. Arkamı gösterip, şakamı yaptım ama kalabalıktan tepki yok. Espirimi tekrardan daha açıklayıcı yaptım, bir taraftan da baksana gibisinden arkamı gösteriyorum. Gene sessizlik… Birden dank ediyor, o desenli kıyafetimi sıcaklandım diye çıkarmıştım ve üstelik o an üzerimde olan tshirt tamamen desensiz idi. Bizimkiler de “ne gösteriyor bu, kalçasını mı” diye şasırmış.

Arkadaşlarınız ile paylaşmak ister misiniz?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.