En İyi Yönetim Şekli

İnsan etkeni içeren tüm olgular yozlaşmaya mahkumdur.

Ülkenin başındaki insanları hep yolsuzluk ile suçlarız, hizmet etmek yerine ailelerini,dostlarını, yakın çevresini kayırdıkları için sitem ederiz. Ülke yönetimi gibi büyük ölçekli bir olguda bunun kötü bir davranış olduğu rahat görülür. Ama kendi günlük yaşantımızda aslında biz de o kötülediğimiz davranışları yapıyoruz. Bir tanıdığımız ufakcık da olsa bir yetkiye kavuştuğunda ondan özel muamele bekliyoruz. Ve ola ki özel ilgi göstermez ise toplum olarak onu kendini beğenmişlik ile suçlayıp dışlamaya çalışıyoruz. Düşünün arkadaşınız garson oldu, önce benim yemeğimi getirsin. Kantinde mi çalışıyor, o halde ne sıraya gireceğim. Minibüs şöförü mü, burası durak değil ama kankam o durur benim için. Ve benzeri, vb, vb…

Bunlar kişinin makama gelmesine ön ayak olan insanlar da değil üstelik, bir de onlar var. Biz seni buraya adam yaptık, sıra sende diye gelenler. Karşı mı çıktın, hemen ayağını kaydırırlar.

Demokrosi neden en gözde yönetim şekli gibi gözüküyor? Amerika her yere yaymaya çalıştığı için mi, halkın kendi kendisini yönetmeye izin verdiği için mi?

Demokrosi de istisna değil. Ama onun avantajı sistem içinde birçok kontrol noktası olması, bir çok olgunun birbirine bağlı olması. Böylece bir üç-kağıt çevrilmek istendiğin de diğer yönetim şekillerine nazaran daha çok kişiyi görmeniz gerekiyor.

Aslında en iyi yönetim şekli diktatörlüktür. Ama orada da kumar söz konusudur, eğer lider iyi ise ülke refaha zıplar yok değil ise ülke mahvolur.

Gücün tek kişide toplanması verimlilik ve istikrar sağlar, öte yandan güçün paylaşılması ise güvenlik ve farklı bakış açıları sağlar.

Aslında bu yazının amaçı aklımdaki utopik, ideal yönetim şeklini anlatmak.

İlk adım ülkenin dört bir yanındaki ufak yaştaki kimsesiz çocukları psikoloji ve zeka testlerine tabi tutacaksınız. En umut vaad eden bin tanesini alıp kendileri için özel yapılmış tesise götüreceksiniz.

Burada yaşayıp bir yönetici olmak için gereken tüm eğitimleri alacaklar. Bir yandan da içlerine vatan sevgisi işlenecek. Vatana hizmet etmenin dünyadaki en büyük olgu olduğu bilinci ile yetişecekler. Ayrıca hiç bir zaman mal-mülk-gelir sahibi olmalarına izin verilmeyecek, tüm ihtiyaçları devlet tarafından karşılanacak.

Ve otuz yaşına geldiklerinde içlerindeki en iyi 400 tanesini meclise koyacaksın. Orada onlar kendi küçük demokrosilerini işletecek. Kendi aralarında ki seçimler ile ülkeyi yönetecekler. Geriye kalan 600ü ise yerel yöneticiler olarak atanacaklar.

Okulu hiç durmayacak, eğitim vermeye devam edecek. Meclisden emekli olanlar bu okulda görev yapmaya başlayacak.

Evet, ben bir yönetici sınıfı oluşturdum. Dışardan müdahale edilemeyecek kapalı bir kutu. Niye, çünkü dediğim gibi içinde insan olan olgu yozlaşmaya mahkumdur. Bu yüzden beyinleri yıkanmış artık insan olmayan kişilere ihtiyacımız var bizim. Ailesi olmayan, tek sevgilisi vatan olan, tek amacı hizmet etmek olan, maddi şeylere değer vermeyen insanlar.

Bu fikirlerimi arkadaşlarıma anlatınca şöyle itirazlar geldi:

 

Bu sistemi oturtmak yıllar alır!

50 yıl bir insan hayatı için uzundur ama bir devletin ömründe nedir ki?

 

Asla o kadar çelik gibi bir disiplin veremezsin!

Yeniçeriler? Asya keşisleri? İrili ufaklı diğer küçük tarikatlar?

 

Eğitimi veren kendi ideolojisine göre verir, çocuklar dar ve zararlı bakış açısı ile yetişir!

Bu dediğiniz zaten kimi ufak odaklar tarafından yapılıyor. Bunu güçü ele geçirmek için yapıyorlar ve adına çeteleşme diyoruz. Benim bahsettiğim ise güç odaklarının güçten vazgeçmeleri… Bu yüzden bu bir ideal ve bu sayede ideal yönetim şekli.

 

Seçilmiş çocuklara yazık değil mi, nerde insan hakları!

Dar bakıyorsunuz, kendi yetiştirilme tarzınıza göre yargılıyorsunuz. Örnek verelim:

Ahmet var, eğlenceyi bara gitmek, clublerde dağıtmak, yetmedi evde şarhoş olmak olarak nitelendiriyor. Öte de ise Mehmet var, ailesinde hiç içen olmamış. Bu ikisi karşılasıyor, Ahmet Mehmet’i ot gibi yaşamak ile suçlayıp gece hayatına sokuyor ama Mehmet orada sıkılıyor. Sonunda Ahmet Mehmet’e acıyor, Mehmet ise Ahmet’e; ah zavallı çocuk hayatı ne boş, diyor her ikisi de.

 

Ama bu demokrosi olmaz ki, halk nerede!

Demokrosi Yunanistan’da ilk keşfedildiğinde meclis sadece zenginler ve soyluları içeriyordu. Halkın kendi kendini yönetmesi değildi. Ayrıca günümüzde de demokroside halk gerçekten sistemin içinde mi? Homer Simpson’un dediği gibi düşünmek zorunda kalmayalım diye oy veririz. Zaten benim bu bilgeler meclisi fikrim diktatörlük ile demokrosinin sentezi.

 

Utopik değil gerçekci düşünürsek bu sistemin gelmesi için ülkedeki 10 kadar zengin, güçlü ve vatansever insanın bu yola ruhları koyması gerekir. Rüşvet ile sağlanan gizlilikte çocuklar yetiştirilir, sonra popüler politik figurler eşliğinde bir parti kurulur. Bu prestijli isimler gölge yapmaya başlayınca suikasta kurban gider. Bu saldırılar ardından kurbanı oynayarak populistlik yapılır, parti güçlenir. :~)   :~D   ;~) Neyse, sinsi planımı daha fazla anlatmıyayım….

İlk Kaleme Alınma Tarihi

2008

Arkadaşlarınız ile paylaşmak ister misiniz?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.