Fransa’daki Ruh Halim

4 Ekim 2008

27 gündür buradayim. Düzeni kurdum, sehire alistim. Ve sanki çok uzun zaman geçmis gibi hissediyorum. Hesap edip de bir ay bile geçmedigini görünce sasirmistim.

Dil konusu hala benim için önemli bir sorun. Kendimi kisitlanmis hissettiriyor ve her günümü bir maceraya çeviriyor. Ayrica kendimi burada çok vakit geçirmis gibi hissettigim ve daha dil konusunda pek ilerleme kaydetemedigim için vaktimi bosa harcamisim gibi geliyor. Ama düsününce ilk iki hafta gerek evraklar için gerekse yasamsal ihtiyaçlari temin etmek için hep kosturdum. Üçüncü hafta ise sehirde neyin nerede oldugunu ogrenmis, son eksiklerimi tamamlamaya ugrasmistim. Bir bu dördüncü hafta sakin geçti denilebilir ama onda da soguk alginligi kapimdaydi.

Neyse ki buraya gelmeden önce süreçin yavas ve mesaketli olcagini biliyordum. Yani sabrim var, hiç birsey planladigimin disina cikmadi.

Diger erasmus ögrencilerinden evini ziyarete giden ya da aileleri onlara ziyarete gelen ve ya memleketinin yiyecegini ozleyen kisiler var ama ben birseyin özlemi icersinde degilim. Ama evet, simdiden geri döndugum gunu düsündügüm oluyor ama aslinda düsledigim geri donmek degil, zafer ile geri donmek. Erasmus macerasini… basi ve sonu olan, arada asmam gereken engelleri olan, bir amaç için geri dönmek uzere çiktigim bir yolculuk olarak görüyorum ve her yolcu gibi sonunu düslüyorum.

Ama sanmayin ki dertliyim. Hayir, güzel bir sehirde, iyi bir üniversitenin ögrencisiyim. Ve buraya geldigim icin de cok memnunum.

Burada ki davranislarimi etkileyen iki ana duygu var: görev ve yabancilik.

Mesela normalde, derslerin bellidir, çalisirsin ve bitirsin. Sorumluluk ustunden gitmis olur ama burada odevim Fransizca ogrenmek oldugu icin ve bu uzun bir surec oldugu icin her an aklimin bir kosesinde yer kapliyor. Bir nevi ÖSS’ye hazirlanirken hissedilen stres gibi…

Yabancilik duygusuna gelirsek. Kendini tek basina hissettiginden asiri dikkat ediyorsun. Örnegin normalde, gazli icecek seven biriyim ama burada icmiyorum cunku icimden bir ses bana ”soguk havada soguk icecegi n’apacaksin” diye kiziyor, ayni sekilde cikolata almak isteyince ”vucudunu asiri seker ile yükleyip n’olacak” diyor ve ya yemekhane tabagim bitmeden doyunca ” baska nerede besleyici yiyecek bulacaksin, bitir.” ya da sogugu umursamayan biriyken burada azcik ruzgar cikti mi bilincaltim sesleniyor ” hemen önünü kapat, sapkani ört”

21 Ekim 2008

Hic birsey yapmiyorum yine de gunler cok hizli geciyor. Ikinci döneme kadar Fransizcami belli bir seviyeye getirmem lazim ama 2 ayim kaldi. Yeterli olacak, yani olduracagiz artik.

Yabancilik duygusu ile dil bilmezligin verdigi cekingenlik azaldi.

Bu aralar bikkinlik ile çalisma azmi içimde kavga halinde. Sokaga çiktiginizda dil konusunda yasadiginiz basarisizliklar bir anda tum çalismalarini gözünüze bosmus gibi gösterebiliyor. Ama ben çalismaya devam ediyorum.

12 Kasim 2008

Artik cikolata yiyebiliyorum 🙂

17 Kasim 2008

Fransizca konusmami gerektirecek pek is yapmiyorum, kafam rahat. Konusmam gerekti mi de kafama göre konusuyorum, isterse anlamasinlar. Farkinda olmadan bagiriyormusum, arkadaslar söyledi.

8 Aralik 2008

Buraya geleli tam 90 gün oldu. Farkettim ki ilk ay sagir-dilsiz idim, ikinci ay hep evrak kosturdum, ucuncu ayi ise kendime harcadim. Simdi yeniden Fransizca calismalarina döndüm.

Arkadaşlarınız ile paylaşmak ister misiniz?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.